Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ev sahipliğinde, Multibem organizasyonuyla düzenlenen Bilgelik Sanatı Sempozyumu, 9 Mayıs 2026 tarihinde Ankara’da, eğitimciler, akademisyenler ve aileleri ortak bir masada buluşturdu. Çocuğun doğasını, ailenin rolünü ve eğitimcinin sorumluluğunu yeniden düşünmeye davet eden program; alanın önde gelen isimlerinin katılımıyla zihin açıcı bir gün oldu.
Açılış: “Bilgelik, çağın en güçlü silahıdır”
Sempozyumun açılışında bu yıl programın merkezine “bilgelik” kavramının konulmasının nedeni şöyle ifade edildi: İçinden geçtiğimiz çağda bilgiye erişmek hiç olmadığı kadar kolay; ancak bilgiyi anlamlı kılan, onu hikmete dönüştüren bilgelik gün geçtikçe nadir bir hazineye dönüşüyor. Eğitimin de tam bu noktada yeniden tanımlanması gerektiği vurgulandı.
Prof. Dr. Ziya Selçuk: “Kuantum Çağı’na hazır mıyız?”
Sempozyumun en çok merak edilen oturumlarından birinde söz alan eski Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Ziya Selçuk, dinleyicileri hem eğitime hem de insanın doğasına dair derin bir yolculuğa çıkardı. Konuşmasının çerçevesini şu cümle ile belirledi: “İnsanların çoğu hakikatle değil, gerçekle ilgilenir. Oysa gerçekler görelidir; hakikat anlaşılan değil, anlamlandırılan bir şeydir.”
Yaklaşan Kuantum Çağı
Selçuk, 2033 sonrası için tahminlerini paylaşırken, insanlığın pandemiden çok daha kapsamlı bir kırılma noktasına yaklaştığını söyledi. Kuantum bilgisayarların getireceği “süperpozisyon” yeteneği, makine ve insan beyninin ortak bir bulut alanında buluşması, robotların empati kurmaya başlaması gibi gelişmelerin önümüzdeki on yılda hayatımızı dönüştüreceğini belirtti. Bu kırılmaya karşı insana yol gösterecek tek güvenli pusulanın bilgelik olduğunu vurguladı.
İyilik Gayret İster
“Kötülüğün bir yardıma ihtiyacı yoktur; ama iyiliğin gayrete ihtiyacı vardır. Adalet, yaratanın güneşi isyan edenden de esirgememesi gibidir: ayırmamak ve kayırmamaktır.”
Sıfır Düşünme (Zero Thinking)
Yeni çağa hazırlanmak için Steve Jobs ve Elon Musk gibi isimlerin uyguladığı “sıfır düşünme” metodolojisinden bahseden Selçuk, mevcut sınırları, kurguları ve kalıplaşmış bilgileri yok sayarak meselelere sıfırdan bakmanın önemine değindi. Türkiye’nin de eğitim sistemini bu gözle yeniden ele almaya cesaret etmesi gerektiğini söyledi.
İnsanın Üç Merkezi: Zihin, Duygu, Beden
Her çocuğun doğuştan getirdiği bir mizacı olduğunu hatırlatan Selçuk; zihin, duygu ve beden merkezlerinden birinin baskın geldiğini, eğitimcinin de çocuğu bu merkez üzerinden tanıması gerektiğini söyledi. Sınıfta sürekli hareket eden, eşyalarıyla oynayan ya da ilgi bekleyen bir çocuğun aslında kök bir ihtiyacını gidermeye çalıştığını; eğer bu ihtiyaç karşılanmazsa davranışın dürtüselleşeceğini belirtti.
“Beşer başkalarını davranışına, kendini niyetine göre yargılar. İnsan ise hem kendini hem ötekini niyetine göre algılayandır.”
Öğretmenlere Bir Davet: Köpük Değil, Kök
Selçuk konuşmasını öğretmenlere bir çağrı ile bitirdi: çocuğun yüzeydeki davranışına (köpük soruna) değil, o davranışın altındaki niyete ve karşılanmamış ihtiyaca (kök soruna) odaklanmak. Yaptığımız her uygulamaya “Güzel mi?” diye değil, “Lazım mı?” diye sormamız gerektiğini hatırlattı.
Doç. Dr. Yılmaz Soysal: “Yetişkin, bilge çocuk kavramının altında kalır”
Doç. Dr. Yılmaz Soysal‘ın gerçekleştirdiği “Bilge Çocuk” sunumu, çocuğa bakış açımızı yeniden düşünmeye davet eden dikkat çekici bir yaklaşım ortaya koydu. Soysal, çocuğun özünde bilge olduğu fikrinden hareketle yetişkinlerin çocukları bu bilinçle muhatap alması gerektiğini vurguladı.
Sunum boyunca “Kuşlar neden düşmüyor?” gibi basit gibi görünen soruların aslında bir bilgelik ihtimalinin başlangıcı olduğu ifade edildi. Çocuklarla kurulan diyaloglarda onların çoğu zaman şaşırtıcı derecede derin cevaplar verebildiğini belirten Soysal, eğitimcilerin ve ebeveynlerin çocukların bilgi ve hakikat yolculuğuna eşlik etmesi gerektiğinin altını çizdi.
“Yetişkin, bilge çocuk kavramının altında kalır.”
Bu yaklaşım, çocukları yalnızca öğrenen bireyler olarak değil; dünyayı yeniden yorumlayabilen öznel varlıklar olarak görmenin gerekliliğini ortaya koydu.
Uzm. Pedagog Semra Alkan: “Çocuğu anlamak, onun dünyasına dokunabilmektir”
Uzman Pedagog Semra Alkan tarafından gerçekleştirilen “Multibem Bilgeliği” sunumunda, her çocuğun özgün bir dünya sunduğu ve eğitimin çocuğun etrafında dönmesi gerektiği vurgulandı. Çocukların oyun oynayarak, keşfederek, deneyimleyerek ve üreterek öğrenmesinin kalıcı öğrenmeyi desteklediği aktarıldı. Tüketim yerine üretimi teşvik eden, doğadan ilham alan ve gerçek yaşam becerilerine odaklanan bir eğitim yaklaşımı paylaşıldı.
Alkan, çocuğu anlamanın onun dünyasına dokunabilmek anlamına geldiğini ifade ederek, eğitim sürecinin yalnızca bilgi aktarmaktan ibaret olmadığını; aynı zamanda bir davranış değişikliği ve bilgelik yolculuğu olduğunu vurguladı. Sunum boyunca çocukların empati kurabilen, sorumluluk alabilen, duyularını aktif kullanan ve dünyaya değer katabilen bireyler olarak yetişmelerinin önemine dikkat çekildi.
Multibem, 28 yıllık eğitim tecrübesiyle erken çocukluk ve ilkokul eğitimine yönelik çalışmalarını sürdürmektedir. 24 aylık çocuklardan ilkokul 4. sınıf düzeyine kadar uzanan, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile uyumlu 8 yıllık bir müfredat, eğitim içeriği ve kaynaklarıyla çocukların bütünsel gelişimini destekler.
Bilge Aile Paneli: Ailenin Eğitimdeki Yeri
Sempozyumun kapanışına doğru gerçekleştirilen Bilge Aile Paneli‘nde, Selma Demirci İman moderatörlüğünde; Meltem Taş, Nida Okumuş Gürsu, Ayşe Kuş ve Büşra Soysal aile kavramının bilgeliği üzerine değerlendirmelerde bulundu.
Panelde, ailenin eğitim sürecine aktif olarak dahil edilmesinin önemi vurgulandı ve aile katılımının çocuğun gelişimi üzerindeki belirleyici etkisine dikkat çekildi. Okul ile ailenin iş birliği içinde olmasının bir zorunluluk olduğu ifade edilirken, ailelerin okul ortamını bizzat deneyimlemelerinin kıymeti üzerinde duruldu. Bu deneyim sayesinde ailelerin, çocuklarının içinde bulunduğu öğrenme sürecini daha gerçekçi bir bakış açısıyla algılayabildikleri aktarıldı.
Panelde ayrıca bazı durumlarda aile beklentilerinin yüzeysel kalabildiği ve bu noktada aileleri daha bilinçli ve derinlikli bir “bilgelik düzeyine” taşımanın eğitimcilerin sorumlulukları arasında yer aldığı vurgulandı.
Sempozyumdan Geriye Kalan
Bilgelik Sanatı Sempozyumu, eğitime ve çocuğa dair sorularımızı yeniden gözden geçirmek için bir vesile oldu. “Çocuğun davranışına mı, niyetine mi bakıyoruz?”, “Müfredatı çocuğa mı, çocuğu müfredata mı uyduruyoruz?”, “Aile, okulun bir paydaşı mı yoksa sadece bir muhatabı mı?” gibi temel sorular salonu terk eden herkesin zihninde yankılanmaya devam ediyor.
Programa ev sahipliği yapan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı‘na ve değerli konuşmacılarımıza katkıları için teşekkür ederiz.
Sempozyumun kısa özetini içeren kapanış videomuzu aşağıdan izleyebilirsiniz:
Multibem ailesi olarak; çocuğun doğasına saygılı, ailenin gücüne inanan ve öğretmenin bilgeliğine güvenen bir eğitim anlayışını birlikte büyütmeye devam ediyoruz.
Bir sonraki sempozyumda buluşmak üzere…