Deyimler ve Anlamları — Örnek Cümleleriyle
İlkokul çocukları için seçilmiş 48 deyim; her biri anlamı, çocuk dostu açıklaması ve örnek cümlesiyle. Eğlenceli, kalıcı öğrenme.
Deyimler, gerçek anlamından farklı, mecazi bir anlam taşıyan kalıplaşmış söz öbekleridir. “Ağzı kulaklarına varmak” gerçekten değil, çok sevinmek demektir. Bu sayfada her deyimi anlamı, açıklaması ve örnek cümlesiyle bir arada bulacaksınız.
Deyimleri öğretirken en etkili yöntem, onları bir cümle içinde göstermektir. Listenin altında, öğrendiklerinizi pekiştirmek için ücretsiz bir bulmaca oyunu da var.
📚 Atasözü ve Deyimleri Hikayelerle Öğreten Kitaplar
Çocuğunuz deyimleri sevdiyse, bu iki kitap atasözü ve deyimleri keyifli hikayeler ve etkinliklerle öğretir (1. sınıf, 7+ yaş):
48 Deyim, Anlamı ve Örnek Cümlesi
Ağzı kulaklarına varmak
Anlamı: Çok sevinmek, çok mutlu olmak; sevincini yüzünden belli edecek kadar geniş gülümsemek.
O kadar çok sevinirsin ki gülümsemen kocaman olur, yanakların iki yana açılır ve sanki ağzın kulaklarına kadar uzanmış gibi görünür. Yani çok ama çok mutlu olmak demek.
📝 Doğum gününde istediği bisikleti görünce Ela’nın ağzı kulaklarına vardı.
Burnu havada olmak
Anlamı: Kibirli, kendini beğenmiş olmak; başkalarını küçümseyip büyüklük taslamak.
Kendini herkesten üstün görüp arkadaşlarına tepeden bakan, ‘ben en iyisiyim’ diyerek kimseyle güzelce konuşmayan kişiye denir. Çünkü öyle kişiler başını dik tutup burnunu havaya kaldırır gibi davranır.
📝 Yarışmayı kazandıktan sonra burnu havada oldu, eski arkadaşlarıyla bile konuşmaz oldu.
Etekleri zil çalmak
Anlamı: Çok sevinmek, sevincinden yerinde duramamak; büyük bir mutluluk içinde coşmak.
Bir habere o kadar çok sevinirsin ki yerinde duramaz, zıplayıp dans etmek istersin. Sanki eteğine küçük ziller takılmış da her hareketinde ‘şıngır şıngır’ çalıyormuş gibi neşeyle oynarsın.
📝 Tatilde dedesinin yanına gideceğini öğrenen Zeynep’in etekleri zil çaldı.
Dört gözle beklemek
Anlamı: Bir şeyi büyük bir özlem ve sabırsızlıkla, çok isteyerek beklemek.
Çok istediğin bir şeyin olmasını öyle heyecanla beklersin ki her gün ‘acaba geldi mi, oldu mu’ diye merakla bakarsın. Sanki iki gözün yetmiyormuş da dört gözün varmış gibi dört gözle bekliyorsun demektir.
📝 Kardeşinin doğacağı günü dört gözle bekliyordu.
Kulak kabartmak
Anlamı: Belli etmeden, gizlice dikkatle dinlemeye çalışmak; konuşulanları duymaya çalışmak.
Yan tarafta konuşulan bir şeyi merak edip, belli etmeden dinlemeye çalışırsın. Kulağını o yöne çevirip sessizce duymaya gayret etmene ‘kulak kabartmak’ denir.
📝 Annesiyle babası sürpriz hediyeyi konuşurken çocuk kapının arkasından kulak kabarttı.
Göz atmak
Anlamı: Bir şeye kısaca, üstünkörü bakmak; şöyle bir bakıp geçmek.
Bir şeye uzun uzun değil de hızlıca, şöyle bir bakıvermektir. Mesela kitabın sayfalarını çevirip içine kısacık bakmana ‘göz atmak’ denir.
📝 Sınava girmeden önce defterine bir göz attı.
El ele vermek
Anlamı: Bir işi başarmak için birlikte, yardımlaşarak ve dayanışma içinde çalışmak.
Bir işi tek başına değil, arkadaşlarınla birlikte yardımlaşarak yapmak demektir. Herkes biraz uğraşınca iş daha kolay ve güzel olur.
📝 Bütün sınıf el ele verdi ve okul bahçesini kısa sürede temizledi.
İçi içine sığmamak
Anlamı: Çok sevinmek, sevincinden ve heyecanından duramayacak hale gelmek.
O kadar çok sevinmek demektir ki, içindeki mutluluk taşar ve yerinde duramazsın. Zıplamak, koşmak istersin çünkü içinde kocaman bir sevinç vardır.
📝 Doğum gününde bisikletini görünce içi içine sığmadı.
Kafa yormak
Anlamı: Bir konu veya sorun üzerinde uzun uzun, dikkatlice düşünmek.
Bir bilmeceyi ya da zor bir soruyu çözmek için uzun uzun düşünmek demektir. Beynini çalıştırır, en iyi cevabı bulmaya uğraşırsın.
📝 Matematik problemini çözmek için epeyce kafa yordu.
Göze girmek
Anlamı: Davranışlarıyla birinin beğenisini ve sevgisini kazanmak, gözünde değer kazanmak.
Güzel davranışlarınla birinin seni beğenmesini ve sevmesini sağlamak demektir. İyi işler yapınca öğretmenin ya da büyüklerin gözünde değerli olursun.
📝 Derslerine çok çalışarak öğretmeninin gözüne girdi.
Ağzı açık kalmak
Anlamı: Gördüğü veya duyduğu şey karşısında çok şaşırmak, hayretler içinde kalmak.
Çok şaşırtıcı bir şey görünce öyle hayret edersin ki ağzın açık kalır. Beklemediğin güzel ya da inanılmaz bir şey olduğunda böyle olur.
📝 Sihirbazın gösterisini izleyen çocukların ağzı açık kaldı.
Kulağına küpe olmak
Anlamı: Yaşanan bir olaydan ders alıp onu unutmamak, bundan sonrası için iyi bir uyarı olmak.
Başına gelen bir şeyden ders çıkarıp onu hiç unutmamak demektir. O olay sana hatırlatır ve bir daha aynı hatayı yapmazsın.
📝 Aceleyle koşarken düşmesi kulağına küpe oldu, artık daha dikkatli yürüyor.
Eli boş dönmek
Anlamı: Gittiği yerden hiçbir şey elde edemeden, istediğini alamadan geri dönmek.
Bir şeyi almaya ya da yapmaya gidip, onu hiç elde edemeden geri gelmek demektir. Sanki ellerin bomboş kalmış gibi olur.
📝 Marketteki bütün ekmekler bitmişti, bu yüzden babam eli boş döndü.
Burun kıvırmak
Anlamı: Bir şeyi ya da kimseyi beğenmemek, küçümsemek, değer vermemek.
Bir şeyi beğenmeyip ‘öff, bu olmaz’ dercesine yüzünü buruşturmaktır. Karşındakini ya da o şeyi küçük görmek anlamına gelir.
📝 Yeni gelen oyuncağı görünce burun kıvırdı, hiç beğenmemişti.
Gözden düşmek
Anlamı: Eskiden sevilen ya da değer verilen birinin/bir şeyin değerini, sevgisini, saygınlığını yitirmesi.
Önceden çok sevilen birinin ya da bir şeyin, artık eskisi kadar sevilmemesi, değerinin azalması demektir.
📝 Sürekli yalan söyleyince arkadaşlarının gözünden düştü.
Pabucu dama atılmak
Anlamı: Daha iyisi ya da daha üstünü ortaya çıkınca eski değerini, beğenisini yitirmek; önemini kaybetmek.
Daha güzeli, daha iyisi gelince eski şeyin artık beğenilmemesi, bir kenara bırakılması demektir. Sen daha iyi olunca, eskisi unutulur.
📝 Sınıfa hızlı koşan yeni bir öğrenci gelince, eski şampiyonun pabucu dama atıldı.
Çantada keklik
Anlamı: Elde edilmesi çok kesin ya da çok kolay görünen şey, kişi veya durum.
Daha kazanmadan ‘bu kesin benim oldu, hiç zorlanmam’ diye düşünülen, çok kolay sanılan bir şey demektir. Ama bazen o kadar da kolay olmaz!
📝 Maçı çantada keklik sandılar ama rakip takım gol atınca çok şaşırdılar.
İğneyle kuyu kazmak
Anlamı: Çok zor bir işi yetersiz araçlarla, büyük bir sabır ve emekle, yavaş yavaş başarmaya çalışmak.
Kocaman, zor bir işi küçücük bir araçla, sabırla ve hiç vazgeçmeden azar azar yapmaya çalışmak demektir. Çok sabır ister!
📝 Bu koca kitabı tek başıma ezberlemek, iğneyle kuyu kazmak gibi.
Pireyi deve yapmak
Anlamı: Küçük ve önemsiz bir olayı gereğinden çok büyütüp abartmak.
Aslında çok küçük, sorun bile olmayan bir şeyi kocaman bir mesele gibi göstermek demek. Minicik bir pireyi koskoca bir deveymiş gibi anlatmak gibi!
📝 Kalemini birkaç dakika ödünç aldık diye pireyi deve yapma, hemen geri vereceğim.
Bir taşla iki kuş vurmak
Anlamı: Tek bir davranışla iki işi birden başarmak, iki amaca aynı anda ulaşmak.
Bir tek hareketle iki işi aynı anda halletmek demek. Tek seferde iki güzel sonuç elde etmek gibi düşünebilirsin!
📝 Markete giderken mektubu da postaladım, böylece bir taşla iki kuş vurdum.
Armut piş ağzıma düş
Anlamı: Hiç emek ve çaba harcamadan her şeyin hazır olarak önüne gelmesini bekleme tutumu.
Hiç çalışmadan, hiç uğraşmadan her şeyin kendiliğinden hazır gelmesini istemek demek. Ağacın altında oturup armudun kendi kendine ağzına düşmesini beklemek gibi!
📝 Ödevini hiç açmadan bekliyorsun; armut piş ağzıma düş der gibi, böyle hiçbir şey kendiliğinden olmaz.
Saman altından su yürütmek
Anlamı: Hiç belli etmeden, gizlice ve sinsice bir iş çevirmek.
Kimse fark etmeden, gizli gizli bir şeyler yapmak demek. Suyu samanın altından akıtıp kimseye göstermemek gibi düşünebilirsin!
📝 Yüzü gülüyordu ama saman altından su yürütüp sürpriz partiyi gizlice hazırlıyormuş.
Gözünü dört açmak
Anlamı: Çok dikkatli olmak, bir şeyi kaçırmamak için son derece dikkat etmek.
Bir şeyi hiç kaçırmamak için çok ama çok dikkatli olmak demek. Sanki iki gözün varmış da dört gözle bakıyormuşsun gibi her yere dikkat etmek!
📝 Karşıdan karşıya geçerken gözünü dört aç, sağına soluna iyice bak.
Dilinin ucunda olmak
Anlamı: Bir şeyi hatırlamak ya da söylemek üzere olmak ama bir türlü söyleyememek.
Bir şeyi tam hatırlayacakken hatırlayamamak, neredeyse söyleyecekken ağzından çıkmaması demek. Cevabı biliyorsun ama tam dilinin ucunda kalmış gibi!
📝 O filmin adı tam dilimin ucunda ama bir türlü söyleyemiyorum.
Ağız birliği etmek
Anlamı: Bir konuda önceden anlaşıp herkesin aynı şeyi söylemesi, sözbirliği yapmak.
Birkaç kişinin önceden konuşup ‘hep aynı şeyi söyleyelim’ diye anlaşmasına denir. Yani herkes ağız ağıza vermiş gibi aynı cevabı verir.
📝 Çocuklar ağız birliği etmişti; öğretmen sorunca hepsi ‘Camı biz kırmadık’ dedi.
Kafası karışmak
Anlamı: Bir konuyu anlayamayıp ne yapacağını bilememek, zihni bulanmak ve karar verememek.
Çok fazla şey aynı anda düşünülünce ya da bir şey anlaşılmayınca kişinin ‘şimdi ne yapacağım?’ diye şaşırıp kalmasıdır. Düşünceler birbirine dolanmış gibi olur.
📝 Soruda çok fazla sayı olunca kafam karıştı ve hangi işlemi yapacağımı bilemedim.
Eli kulağında olmak
Anlamı: Bir olayın olmasına çok az kalmak, gerçekleşmesi an meselesi olmak.
Beklediğimiz bir şeyin neredeyse olmak üzere olması demektir. Yani ‘çok az kaldı, birazdan oluyor’ anlamına gelir.
📝 Tatilin başlamasına çok az kaldı, eli kulağında!
Göz gezdirmek
Anlamı: Bir şeye dikkatlice değil, üstünkörü ve hızlıca bakıp ana hatlarıyla incelemek.
Bir şeye baştan sona derin derin değil, hızlıca şöyle bir bakmak demektir. Sanki gözlerin sayfanın üzerinde gezinir gibi kısa bir bakış atarsın.
📝 Sınava girmeden önce konulara hızlıca göz gezdirdim.
İpe un sermek
Anlamı: Bir işi yapmamak için geçerli olmayan bahaneler uydurmak, oyalayıp işi savsaklamak.
Bir işi yapmak istemeyince ‘şu yüzden olmaz, bu yüzden olmaz’ diye saçma bahaneler bulup işi sürekli ertelemektir. Yani aslında yapmamak için kıvırmaktır.
📝 Odasını toplaması istenince ipe un serip ‘Sonra yaparım’ diye bahaneler buldu.
Ateş püskürmek
Anlamı: Çok öfkelenip kızgınlıkla bağırıp çağırmak, hiddetle azarlamak.
Birinin çok ama çok sinirlenip kıpkırmızı olarak bağırmasıdır. Sanki ağzından ateş çıkıyormuş gibi öfkeyle konuşur.
📝 Camı kıranı görünce komşu amca ateş püskürdü.
Etekleri tutuşmak
Anlamı: Bir tehlike veya beklenmedik kötü bir durum karşısında çok telaşlanmak, ne yapacağını şaşırıp paniğe kapılmak.
Bir şey ters gittiğinde ya da yetişmen gereken bir işi unuttuğunu fark ettiğinde içine düşen büyük telaş ve heyecan hâlidir. Eteklerin gerçekten yanmaz; sadece çok aceleci ve panik hissedersin.
📝 Sınava on dakika kala kalemini evde unuttuğunu fark edince etekleri tutuştu.
Ağzından bal akmak
Anlamı: Çok tatlı, güzel ve etkileyici konuşmak; sözleri insanın hoşuna gidecek kadar nazik ve sevimli olmak.
Birinin konuşması o kadar tatlı ve nazik olur ki dinlemek çok hoşuna gider, sanki sözcükler bal gibi tatlıdır. Gerçek bal değildir; güzel ve sevecen konuşmayı anlatır.
📝 Anneannem masal anlatırken ağzından bal akıyor, hepimiz pür dikkat onu dinliyoruz.
Kulağına çalınmak
Anlamı: Bir haberi ya da sözü tam olarak değil, üstünkörü, yarım yamalak duymak; kulağına gelmek.
Bir şeyi açıkça değil de yanından geçerken, öylesine kısaca duymandır. Tam dinlemezsin ama o sözün küçük bir parçası kulağına gelir.
📝 Yarın okulun erken biteceği kulağıma çalındı ama doğru mu bilmiyorum.
Gözü arkada kalmak
Anlamı: Bir yerden ya da birinden ayrılırken arkada bıraktığı şey veya kişi için endişelenip içi rahat olmamak.
Bir yerden ayrılırken geride bıraktığın birini ya da bir şeyi merak edip için rahat etmemesidir. Bedenin uzaklaşır ama aklın hep geride kalanlardadır.
📝 Hasta kardeşini evde bırakıp okula giden Elif’in bütün gün gözü arkada kaldı.
İşi başından aşkın olmak
Anlamı: Yapacak o kadar çok işi olmak ki yetişemeyecek kadar yoğun ve meşgul olmak.
O kadar çok yapacak işin olur ki hepsine yetişmeye çalışırken hiç boş vaktin kalmaz. İşler sanki başının üstünden taşacak kadar çoktur.
📝 Annemin bugün işi başından aşkın olduğu için ona sofrayı kurmakta yardım ettim.
Pişmiş aşa su katmak
Anlamı: Olumlu sonuçlanmak üzere olan, neredeyse tamamlanmış bir işi bozmak, yoluna girmiş bir durumu engellemek.
Güzelce hazırlanmış, tam bitmek üzere olan bir işi son anda bozmaktır. Tıpkı pişmiş bir yemeğe su dökünce tadının bozulması gibi, güzel giden işi berbat etmeyi anlatır.
📝 Tüm hazırlıkları bitirmiştik, son anda kavga çıkarıp pişmiş aşa su katma.
Bardağı taşıran son damla
Anlamı: Uzun süredir biriken sıkıntıların üstüne eklenen ve artık dayanma sınırını aşıran küçük ama belirleyici olay.
Bir bardak suyla doluyken üstüne eklenen küçücük bir damla bile onu taşırır. Aynen öyle, birikmiş küçük sıkıntıların üstüne gelen son ufak şey de insanın sabrını taşırır.
📝 Bütün gün kardeşinin oyuncaklarını dağıtmasına ses çıkarmamıştı ama kalemini de kırınca bu, bardağı taşıran son damla oldu.
Gözüne kestirmek
Anlamı: Bir işi başarabileceğine inanmak ya da bir şeyi beğenip kendine uygun bulup seçmek.
Bir şeye bakıp ‘Bunu ben yaparım’ ya da ‘İşte tam bana göre, bunu seçiyorum’ demektir. Yani bir hedefi beğenip kendine yakıştırmaktır.
📝 Yarışmada en yüksek dalı gözüne kestirdi ve hiç korkmadan oraya tırmanmaya karar verdi.
Kafa patlatmak
Anlamı: Bir konuyu çözmek için uzun uzun ve yoğun biçimde düşünüp zihnini çok yormak.
Zor bir soruyu çözmeye çalışırken o kadar çok düşünürsün ki kafan yorulur. İşte bu kadar çok düşünmeye ‘kafa patlatmak’ denir; gerçekten kafan patlamaz, sadece çok düşünmüşsündür.
📝 Bilmecenin cevabını bulmak için akşama kadar kafa patlattı ama sonunda çözdü.
Eli ayağına dolaşmak
Anlamı: Heyecan, korku ya da telaştan ne yapacağını şaşırıp beceriksiz ve şaşkın davranmak.
Çok heyecanlanınca ya da korkunca ne yapacağını bilemez, elin ayağın birbirine karışır, sakarlaşırsın. İşte bu telaşlı şaşkınlığa ‘eli ayağına dolaşmak’ denir.
📝 Sahneye çıkıp şiir okuyacağı sırada öyle heyecanlandı ki eli ayağına dolaştı ve mikrofonu düşürdü.
Ağzı laf yapmak
Anlamı: Düzgün, etkili ve ikna edici konuşmak; sözünü güzel ve akıcı söylemek.
Bazı insanlar konuşurken sözlerini öyle güzel sıralar ki herkes onları zevkle dinler ve hak verir. İşte güzel, akıcı ve ikna edici konuşan kişiye ‘ağzı laf yapıyor’ denir.
📝 Sınıf gezisini öğretmene kabul ettiren oydu; çünkü ağzı laf yapıyor, herkesi güzel sözleriyle ikna ediyordu.
Burnu büyümek
Anlamı: Kibirlenmek, kendini başkalarından üstün görüp büyüklenmek.
Bir kişi başarılarıyla çok övünüp kendini herkesten üstün görmeye başlarsa, arkadaşlarına tepeden bakarsa onun ‘burnu büyümüş’ deriz. Tabii burnu gerçekten büyümez, sadece kibirlenmiştir.
📝 Yarışmayı kazanınca burnu büyüdü ve artık kimseyle oyun oynamak istemedi.
Yüzü gülmek
Anlamı: Sevinmek, mutlu olmak, neşelenmek.
Bir şeye çok sevindiğinde içindeki mutluluğun yüzünde belli olmasıdır. İyi bir haber duyunca yüzün ışıl ışıl olur, gülümsersin.
📝 Doğum günü hediyesini görünce Elif’in yüzü güldü.
Kulak asmamak
Anlamı: Söylenenleri dinlememek, önem vermemek, dikkate almamak.
Birisi sana bir şey söylediğinde onu dinlemeyip umursamamandır. Sanki o sözleri hiç duymamış gibi davranırsın.
📝 Annesi ‘Yağmurluğunu al’ dedi ama Mert kulak asmadı ve ıslandı.
Göz kulak olmak
Anlamı: Birini ya da bir şeyi korumak, gözetmek, ilgilenip kollamak.
Birinin başına kötü bir şey gelmesin diye onu kollaman, ona dikkat etmendir. Onu gözünün önünden ayırmaz, gerekirse yardım edersin.
📝 Annem dışarı çıkarken ‘Küçük kardeşine göz kulak ol’ dedi.
Eli açık olmak
Anlamı: Cömert olmak, başkalarına yardım etmekten, paylaşmaktan ve vermekten kaçınmamak.
Sahip olduğun şeyleri başkalarıyla seve seve paylaşmandır. Cömert bir insan, elindekini paylaşmaktan mutluluk duyar.
📝 Komşumuz çok eli açık biri, bahçesindeki meyveleri herkese dağıtır.
Ağız tadıyla
Anlamı: Huzur içinde, keyifle, hiçbir sıkıntı ve kavga olmadan.
Hiç üzüntü, kavga ya da sıkıntı olmadan, rahat ve mutlu bir şekilde bir şey yapmaktır. Herkesin keyfinin yerinde olduğu güzel anlardır.
📝 Bütün aile bir araya geldi, bayramı ağız tadıyla kutladık.
Dilini tutmak
Anlamı: Söyleyeceği uygunsuz bir sözü söylememek, konuşmasına dikkat edip kendini tutmak.
Aklına gelen kırıcı ya da yanlış bir sözü söylemeyip kendini tutmandır. Bazen konuşmadan önce düşünmek, üzücü bir söz söylememek en güzelidir.
📝 Arkadaşına kızgındı ama kırıcı bir şey söylememek için dilini tuttu.
Çocuklara Deyim Nasıl Öğretilir?
Deyimler çocuklar için soyut gelebilir çünkü gerçek anlamlarıyla mecazi anlamları farklıdır. En etkili yöntem: deyimi her zaman bir örnek cümle içinde göstermek ve günlük hayattan bir durumla ilişkilendirmek. Önce “Bak, sınavı kazandığın için ne kadar sevindin — işte buna ağzı kulaklarına varmak denir” deyin, sonra bulmaca oyunuyla pekiştirin.
Deyim ve Atasözü Farkı
Deyim, cümle içinde kullanılan ve mecazi anlam taşıyan kalıplaşmış söz öbeğidir; atasözü ise öğüt veren, tek başına anlamlı bir cümledir. Atasözlerini de görmek için Atasözleri ve Anlamları sayfamıza göz atın.
Deyimlerle İlgili Sıkça Sorulanlar
İlkokulda hangi deyimler öğretilir?
İlkokulda günlük hayatta sık kullanılan, anlamı somut örneklerle gösterilebilen deyimler öğretilir: “ağzı kulaklarına varmak”, “el ele vermek”, “göz atmak” gibi. Bu listedeki deyimler bu seviyeye göre seçildi.
Deyimleri ezberletmeli miyim?
Ezber yerine örnek cümle ve günlük durumlarla öğretmek çok daha kalıcıdır. Her deyimin yanındaki örnek cümle ve kısa açıklama tam bunun için var.
Deyimleri hikayelerle anlatan kitap var mı?
Evet. Bir Atasözü Meselesi ve Birkaç Atasözü Meselesi kitapları atasözü ve deyimleri çocuk hikayeleriyle öğretir; 1. sınıf seviyesine uygundur.